bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Hangi Tür Aşka Sahipsiniz / Aşk Üçgeni Teorisi: Robert J. Sternberg

Hangi Tür Aşka Sahipsiniz / Aşk Üçgeni Teorisi: Robert J. Sternberg

Duyguların altında yatan sebepler her zaman merak uyandırır. Bu nedenle insanlar, kendi hislerini anlamak için gayret gösterir, çaba harcarlar. İnsanın hissettiklerine dair öğrenmek istediklerinin belki en karmaşıklarından birisi de aşktır.

 

Aşk üzerine yapılan çalışmalara baktığımızda, biyolojik ve psikolojik açıdan birçok değerlendirme söz konusudur fakat aşk üzerine uygulanabilir bir teori ortaya koyanların sayısı pek azdır. Amerikalı psikolog Robert Sternberg’in, 1980’lerin sonunda ortaya koyduğu ‘Aşk Üçgeni Teorisi’ bu azınlığa giren, uygulanabilir aşk teorilerinden birisidir. Bu teori, aşkı bileşenlerine ayırarak bize hangi türden bir aşk geliştirdiğimizi göstermektedir.

 

Yaklaşıma göre, aşkın temelde üç ögesi vardır. Her bileşen, sevginin farklı bir yönünü gösterir.

Yakınlık

Romantik ilişkilerde yakınlık; hoşlanma, samimiyet, içtenlik gösterme isteği, kendini ifade edebilme rahatlığıdır. Bu nedenle, özünde sevgi dolu bir ilişkiniz varsa karşınızdaki kişiyle aranızdaki samimi duyguların kapsamı, yakınlıktadır.

Tutku

Romantik ilişkilerde tutku; romantizmi, fiziksel çekimi, cinsel olarak tamamlanma isteğini ve ilişkili dürtüleri ifade eder. Tutku, gözü karalıktır. Duyguların hakimiyetine izin vermek ve kendini adamaktır. En olmayacak şeyleri  dahi yaptıran güçlü fiziksel ve duygusal hislerdir. Delicesine aşktır.

 

 

Bağlılık

Romantik ilişkide bağlılık, kısa vadede, birinin diğerini sevme kararına uzun vadede ise kişinin sevgiyi sürdürme taahhüdüne atıfta bulunur. Bağlılık bileşeninin bu iki yönü mutlaka bir arada olmak zorunda değildir. Kişi uzun vadeli bir sevgi planı yapmadan birini sevmeye karar verebilir veya sevdiğini kabul etmeden bir ilişkiye bağlanabilir. 

Tutku bileşeninde duygular ne kadar ön planda ise bağlılık bileşeninde de o kadar düşünceler hakimdir. aşkın, düşünceli halidir. Sadakat, sır tutma, verilen sözler, gelecek planları bu kapsamda ele alınır.

 

Nasıl Bir Aşığım?

 

Aşkın üç bileşeni de birbiriyle etkileşim halindedir. Bu üç ögenin birbirlerini sınırlamadan, dengeli yapılarını bozmadan aşkın içerisinde bulunması sağlıklı bir romantik ilişkide gereklidir. Örneğin, daha fazla yakınlık, daha fazla tutkuya veya bağlılığa yol açabilir. Tam tersi durumda da bazı ögelerden kopuk bir ilişki şekli görülür. Bu durumların varlığı farklı aşk türlerini meydana getirir. Bu bağlamda Sternberg'in ortaya koyduğu, değinebileceğimiz 8 farklı aşk türü vardır.

 

 Bu soruya, ‘Aşk Üçgeni Teorisi’ içinden bir cevap arıyorsanız romantik ilişkinizde bu üç bileşenin ne kadar var olduğuna odaklanabilirsiniz. Daha önce bu soru üzerine düşünmemişseniz kendinizi bu açıdan değerlendirmek zor gelebilir. Yazının devamında yer alan aşk türlerini incelediğinizde okuduklarınızdan hareketle kendinize yönelik çıkarımlar yapmanız kolaylaşacaktır.

 

  • Aşık olmamak: Aşkın üç temel ögesinin de olmadığı durumlardır.

Örneğin: Arkadaşlarımızla ve ailemizle yaşadığımız ilişkiler, içinde aşkın ögelerini barındırmayan ilişkilerdir.

 

  • Hoşlanma :  Yalnızca arkadaşça sıcaklık göstermek olarak algılanabilecek boyuttaki duyguların hissedildiği aşktır.

Karşımızdakine duyulan yakınlık; samimiyetten ibarettir. Sadakat ve tutku içermez.

 

  • Delicesine aşk: Karşınızdaki kişiyi ilk kez gördüğünüzde yaşadığınız fiziksel değişimler ve fiziksel çekiciliğin ağırlıkta olduğu aşktır. Libidoya yöneliktir. Romantik ilişkiler, sıklıkla delicesine aşk şeklinde başlar ve zamanla bağlılık, uzun süreli planlar, gelecek beklentileri ilişkiye dahil olarak tamama ermiş bir aşk oluşumu gözlenir.

Yana yakıla aşık olunur. Dünya onsuz dönmez. Aşktan sarhoş olunur. Ne yapıldığı bilinmez. Hormonal açıdan beyinde uyuşturucu madde etkileri görülür. Yakınlık ve bağlılık yoktur.

 

  • Boş aşk: Güçlü aşklar zamanla bozularak boş aşka dönüşebilir. Planlı olarak yapılmış evlilikler, mantık evlilikleri zamanla boş aşka dönüşebilir. Görücü usulü evliliklerde veya kadına duygularını yaşama imkanı vermeyen toplumlarda yoğunluklu görülür.

Kariyer, statü gibi maddi beklentili ilişkilerde görülür. Kişi, kendine düşen sorumlulukları yerine getirmeyi romantik ilişkide yeterli görür. Yalnızca bağlılık vardır.

 

  • Romantik aşk: Yakınlık ve tutku içeren aşk türüdür. Romantik ilişkide bulunulan kişi; fiziksel olarak çekici gelir ve duygusal anlamda yakın, sıcak hissettirir.

Genellikle kişiler bağlanamazlar çünkü mevcut koşullara göre ilişkilerini kurmuşlardır. Lise aşkları, yaz aşkları, Erasmus aşkları buna örnektir. Karşılıklı hoşlanma ve tutku yoğundur fakat bağlılık yoktur ya da kısa süreli bir vaad şeklindedir.

  • Arkadaşça aşk: Bağlılığın etkili olduğu aşk türüdür. Bağlılık ögesi nedeniyle arkadaşlıktan da öteye gitmiş bir ilişkidir.

Uzun süreli ilişki veya evliliğin ilerleyen dönemlerinde de görülebilir. Tutku kalmamıştır.

  • Aptalca aşk: Bağlılık ve tutku ögelerinden oluşan aşk türüdür. Yakınlık, hoşlantı olmasa bile devam eder.

 

  • Mükemmel aşk: Dengeli, sağlıklı, sınırlarını koruyan aşk türüdür. Yakınlık, bağlılık ve tutku ögelerini uyumlu ve dinamik şekilde içerir.

Sternberg’e göre mükemmel aşka ulaşmış çiftler, ilişkilerinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin kendilerini başka biriyle daha mutlu hissedebilecekleri ihtimalini göz önünde bulundurmazlar.

Kuşkusuz, herkes mükemmel aşkı ister. Aşkın türleri, sıklıkla hoşlanma veya kara sevdayla başlar ve devamında  mükemmel aşka doğru ilerler . Bunun yanında sürekli aynı aşk türünde kalmak da romantik ilişkinin heyecanını bitirebilir. Dikkat edilmesi gerekilen nokta, aşkın ögelerinin bittiğini, tükendiğini anladığımız anda yeni kararlar alarak farklı aşk maceralarına partnerle beraber geçebilmektir. İlişkiyi diri tutabilmek kişilerin hayata bakış açısı ile doğrudan alakalıdır. Bu nedenle çiftlerin hayata birlikte ve aktif katılımı romantik ilişkiyi etkiler. Kişisel sınırları bilmek, kişiselliğine saygı duymak da ilişkiyi olumlu etkileyen unsurlardır.

Aşık Mıyım?

Duygusal, fiziksel yakınlık ve benzerlik partner seçiminde oldukça etkili oluyor. Bunu bilinçli yapmasanız bile hoşlandığınız kişiyle yolunuza devam etmenizi sağlayan yaşantılar ve bu yaşantılara verilen benzer cevaplar, birbirini tamamlayan cevaplar romantik ilişkiye adım attırıyor.

Aşk, yalnızca tek bir boyutta değerlendirilemeyecek kadar kompleks yapıdadır. Bu nedenle insanlar kendilerini anlamaya çalışırken bu gibi duygularını idrak etmeye yardımcı araçlar ararlar. Psikoloji, sosyoloji bilimleri aşka, her ne kadar farklı açılardan yaklaşsalar da, aşkın bütün boyutlarını ortaya dökmeye yarayan ölçümler ortaya koysalar da bu sonuçlar her birey için genellenemez. Çünkü herkesin yaşamı aynı olaylardan oluşmaz. Dolayısıyla duygusal, fiziksel yakınlık ve benzerlik olarak birbirine yakın olan insanların birbirlerine uygun olduğunu belirlemek her insan için aynı yöntemlerle açıklanamaz.

Her insan kendine hastır. Her aşk da bu nedenle özeldir. Temelinde insan psikolojisinin yattığı bir ilişki psikolojik danışma, aile danışmanlığı, çift terapisi gibi durumların dışında üçüncü kişilerin görüşlerine - hele ki olumsuz görüşlerine- kapalıdır.

Aşkın ne olduğunu söylemem fakat neye benzediğini Schopenhaur vaktinde kaleme almıştır.

Schopenhaur'un 'Kirpi İkilemi' 

Hava çok soğuktur ve iki kirpi yan yana duruyordur. Kirpiler ısınmak ve bu soğuk havadan korunmak için birbirlerine sokulurlar. Çok sokulduklarında dikenleri birbirlerine batar, uzaklaşırlar. Bu sefer de üşümeye başlarlar. Tekrar sokulurlar, tekrar dikenleri batar. Tekrar uzaklaşırlar...Ve tekrar tekrar…
Derken kısır bir döngü başlar. Şunu anlarlar ki:
Öyle bir mesafe olmalı ki aralarında; ne dikenleri birbirine batacak kadar yakın, ne de donacak kadar soğuk olmalıdır.
işte bu mesafeyi ayarlamaya çalışmanın adı aşktır.

ve hayat, genelde doğru mesafeyi bulmaya çalışmaktan ibarettir.

Eğer dikenlerin batması gözünüzü korkutmuyorsa ve soğuk kış günlerinde yanınızda onu istiyorsanız muhtemelen aşıksınız.