bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Nasıl Mutlu Olurum?

Nasıl Mutlu Olurum?

İyi olmak, felsefi ve psikolojik bakımdan, birey kendi başına yetebilir düzeydeyse ya da kişinin kendisine iyi gelen durumlar söz konusuysa tanımladığımız bir durumdur. 

Nasılsın sorusuna verdiğimiz otomatik bir tepkinin ötesinde ‘iyiyim’ diyebilmek için;

  • Mutluluk ve memnuniyet haline,
  • Düşük seviyelerde strese,
  • Genel olarak sağlam bir fiziksel ve zihinsel sağlık durumuna,
  • İyi bir dış görünüş algısına ve iyi yaşam kalitesine sahip olmak gerekir.

Tabii iyi olduğumuza yönelik böylesine ayrıntılı kontrolleri günlük hayatın içerisinde uygulamakta zorluklar yaşayabiliriz. Yaşamın koşuşturması bize kendimize ait bir zaman dilimi bile vermeyebilir. Birine zaman ayırıyor olmanın dahi oldukça değerli bir davranış olduğu bir dönemde,  anlamsızca zamanla yarışılan bir çağda yaşıyoruz. Ekonomik koşullarımız ihtiyaçlarımızı karşılamakta yetersiz geliyor olabilir. Çevremiz bakış açımızı sınırlıyor olabilir. Bütün bu dıştan gelen olumsuz etkilerin içsel tepkileri elbette vardır, olacaktır. Üzüleceğiz, kaygı duyacağız, endişe edeceğiz. ‘Çünkü hak ettiğimizi alamadık’. 

Mutluluk kişinin hayatının iyi, anlamlı ve zahmete değer olduğu duygusuyla birleşen neşe, memnuniyet, esenliktir. Dolayısıyla mutluluk bir bakıma hak ettiğine ulaşmaktır. Hayatı ne kadar anlamlı ve içini doldurarak yaşarsak o kadar mutlu olma ihtimalimiz doğar.

Mutluluktan hakkında detaylı bilgilere geçmeden önce söylememiz gerekiyor ki: Mutluluğumuzun %50’si kalıtsal ve değiştirilemez. Ne yaparsak yapalım genetik mirasımızdaki mutluluğu etkileyen kalıtsal özelliklere müdahale edemeyiz ( En azından günümüz teknolojisi ile).

Peki mutlu insanların kalıtsal etkiler dışında mutsuz insanlardan ne gibi bir farkı olabilir? İmkan olarak daha iyi durumda değiller, daha dindar değiller, daha fazla paraları yok, daha iyi görünüme sahip değiller, iyi şeyler daha fazla başlarına gelmiyor ya da kötü olaylarla daha az karşılaşmıyorlar. Her bakımdan neredeyse aynı yaşantılara sahip iki insandan birisi son derece mutluyken diğeri nasıl oluyor da tam tersi şekilde mutluluğu yakalayamıyor? Pozitif psikolojinin kurucu isimlerinden Martin Seligman ve arkadaşları da bu soruyu sormuş ve yapılan incelemeler sonucunda bu iki insanı farklı kılan tek bir şey görmüşler: Sosyalleşme.

Sosyalleşmenin ne denli önemli bir ihtiyaç olduğunu yaşanan pandemi döneminde gördük. Birçok insanın hayatı, ev ve iş arasındaki sosyal ortamlardan ibaret. Birçok insan mesai sonrasında sosyal ortamlarda bulunmaktansa evinde kalmayı tercih ediyor. Bu durumun elbette birçok haklı gerekçesi var kişiler için. Fakat, ruh sağlığı açısından insanın varoluş alanını daraltan bir durum söz konusu. Hayatla olan temasını azaltan ve kendini toplumdan ve sosyal hayattan çeken bir insanın davranışları bunlar. 

Belki de iyi durumda olmayı en çok temenni ettiğimiz durumlardan birisi doktor muayeneleridir. Fakat görülüyor ki iyi oluşu yalnızca fiziksel semptom düzeyine indirgeyen bireyler, hatta toplumlar, ruh sağlığına yeterince önem veremiyor. Ve yine görülüyor ki bu toplumların zihniyetine göre ruh sağlığı hizmetleri bir ihtiyaç değil aksine bir lüks. Hatta birçok ihtiyaç bir lüks olarak görülüyor. İnsanların fiziksel semptomlarına deva olan medikal ilaçlar ise psikolojik semptomlara deva olacak olan: yaşamla temastır. Temas öznel iyi oluş halini güçlendirerek psikolojik sağlamlığı korur. İnsanın anlamlı yaşantılar geçirmesini sağlar.

Öznel iyi oluş halini koruyan insanlara baktığımızda genel özellikleri itibariyle şöyledirler: 

  • Yalnız zaman geçirmiyorlar
  • Romantik ilişkileri var
  • Geniş bir arkadaş repertuarına sahiplerdir

 

Mutluluğu tepkisel, anlık bir duygulanım olarak düşünmek mutlu olmanın yapısını eksik algılamaktır. Mutluluk, birçok şekilde başarılabilecek yönteme sahip olan, kişinin mizacındaki mutluluğa dokunan, uzun sürebilirliği olan bir duygudurum olarak ele alınmalıdır.

 

Martin Seligman’a göre mutlu bir hayata giden üç yol vardır:

Keyifli Hayat

Alabileceğiniz keyiflerin ve yaşayabileceğiniz olumlu duyguların en fazlasını yaşamak ve bu ihtimalleri doğuracak deneyimlere yönelmek mutluluğa ulaşmanın bir yöntemi olabilir. Doğrudan hissedebileceğiniz ham duygular, düşüncelere ulaşırsınız. Bunu yaparken ‘Mindfulness’ becerileri edinmek ve geliştirmek önemlidir. (Kısaca anlatmak gerekirse Mindfulness, anda gerçekleşen duygu ve düşüncelere bilinçli bir dikkat ile odaklanmaktır, duygu ve düşünceleri izleyebilme becerisidir. Deneyimden kaçmak yerine onu yaşarkenki durumu, bütün dikkatini vererek gözlemlemektir. Bu bakış açısını hayatımıza yaydığımızda kendimizi, bedenimizi, çevremizi algılarken farkındalık içinde oluruz.

Not: 

Mutluluğun genetik temelinin olması mutlu bir insan olup olmayacağımızı belirler demiştik. Bu nedenle mutlu olmaya yönelik çabalarımız genel anlamdaki mutluluk düzeyimize en fazla %15-20 etki edecektir. Ayrıca bizi içsel olarak mutlu eden dışsal uyarıcılar birer besin gibi tükettiğimiz şeylerdir. İlk zamanlarda bize verdiği mutluluk oldukça yüksekken zamanla bu mutluluk eskisi kadar keyif verici olmaktan çıkacaktır. Verimliliğini geçen her günde kaybedecektir. Bu nedenle nesnelere bağlı mutluluk daima azalmaya mahkumdur.  

Yeni bir eşya satın aldığınızda yaşattığı tatmin, gösterdiğiniz özen ilerleyen günlerdeki davranışlarınıza görece bambaşkadır. Romantik ilişkiye başladığınız kişinin elini ilk tutuşunuzun, yanağına ilk buse konduruşunuzun yarattığı mutluluk 6 ay sonra ilişkiniz için anlamını korusa bile mutluluk düzeyinize aynı derecede etki etmeyecektir. (İlişkinizin kattığı anlamdan doğan mutluluk nesnel değildir)

İnsan beyni uyum sağlamak üzerine evrimleşmiştir. Yaşanan kötü durumları, olumsuz alışkanlıkları devam ettirmenin bile temeli buna dayanır. Bu nedenle sahip olduğumuz her şeye zaman içerisinde uyum sağlarız. Vücudumuzun hormon dengesi de uyum gösterir ve serotonin, dopamin gibi mutluluk ve coşku durumlarında salgılanan hormonlar süreç içerisinde daha az salgılanmaya başlar. Bu nedenle bize mutlu hissettiren şeyler zamanla o kadar da mutlu hissettirmeyebilir. Mutlu bir hayat için farklılıklara ve yeni maceralara açık olmak önemlidir

 

Güzel Hayat

Mutlu olmanın dışsal etkilerden ziyade doğrudan kendi yapımızla ilişkili yönüdür. Sevdiğimiz işi yaparken, hobilerimizle uğraşırken, sevdiğimiz insanlarla sohbet ederken zaman ne kadar da hızlı akar değil mi? Yaşadığımız andan içsel bir keyif alırız. Doğrudan sunulan bir nesne yoktur. Kendimizi işin içine katarak, dahil olarak bir bütün oluruz. Bu durum, yaşamın akışına dahil olmaktır bir bakıma. Bütün dikkatimiz yaptığımız şeyin üzerindedir. Konsantrasyonumuz had safhadadır. 

Aralıksız 5 saat boyunca bilgisayar oyunu oynamak size keyif veriyor olabilir ya da makale yazmak ya da işinizi yapıyor olmak. Hiç fark etmez. Kendi yeterliklerinizi keşfettiğinizde, neyi yapabildiğinizi ve neyi yapamadığınızı bildiğinizde sizi mutlu edecek uğraşlara sahip olabilirsiniz. Ve bu şekilde mutlu olmanın bir yoluna daha ulaşırsınız. Güçlü yanlarınızı bilmek önemli bir uğraştır. Çünkü; güçlü yanlarınızı hayatınızda işlevsel bir şekilde kullanabilirsiniz. İşinizde, aşk hayatınızda, arkadaşlıklarınızda, ebeveynliğinizde yeniden şekillendirmeler yapabilirsiniz. Böylece mutlu olduğunuz bir yaşantıya sahip olursunuz. 

Örneğin sosyal zekanız gelişmişse oyun oynarken insanlarla iletişim kurarak bir yayıncı olabilirsiniz. Bir mühendis olabilirsiniz ve bunun yanında insan davranışlarını anlama konusunda özel bir beceriniz varsa yaptığınız araçlardan kar elde etme ihtimalinizi arttırabilirsiniz.

 

 

Anlamlı Hayat

Sizden daha büyük anlamlar ifade eden bir ‘şey’e ait olmak da mutlu olmanın etkili bir yoludur. Yüce bir gücün hizmetinde olmak ve o davayı sürdürmek için emek harcamak insanın hayatını anlamlandıracaktır. Bireyin sahip olduğundan daha büyük anlamlar ifade etmesini sağlayacaktır.

 

Bu üç yolun bilimsel yöntemlerle geçerliliği test edilmiş ve doğrulanmıştır. Yani bu mutluluk yollarıyla hayatınızdaki mutluluğu sağlama ihtimaliniz bilimsel yöntemlere göre vardır.

 

Pozitif Psikoloji Nedir?

Geleneksel psikoloji biliminin ağırlıklı odak noktası insanların çektikleri acıları hafifletmek üzerinedir. Özellikle ‘II. Dünya Savaşı’ döneminde ve sonrasında yaşanan ruh sağlığı bozuklarının anlaşılması ve tedavilerin yapılması insanlarda, psikolojinin ciddi semptomlara yönelik bir çalışma sahası olduğu inancını geliştirdi ve bu algı uzun yıllar devam etti. Hala günümüzde psikolojik destek alan insanlara yönelik bakış açısı olumsuz bir algıyla birlikte sergilenmekte. Fakat görülüyor ki psikolojik destek ihtiyacı yalnızca yoğun acılarda, ruhsal ve davranışsal problemler içeren durumlarda doğmuyor. İnsanlar yalnızca hayatta kalmak değil, hayatı kaliteli yaşamak da istiyorlar.

Yaşam kalitesini arttırmaya yönelik müdahaleler ile klinik ve semptomatik (hastalık belirtilerine yönelik) müdahaleler birbiriyle aynı çözümlere sahip değil. Yaşam kalitesini arttırmak isteyen bir insana, davranış bilimi, geleneksel psikolojinin sunduğu yöntemlerle yaklaşılamaz. Hastalıklı koşulların ortadan kaldırılmasıyla hayatı yaşamaya değer kılan kolaylaştırıcı koşulları oluşturmak aynı şey değildir. Bu nedenle ‘pozitif psikoloji’ adı altında yeni bir ihtiyaç alanı doğmuştur.

Acı çekmek ve iyi oluş, insan olmanın ve insanlık tarihinin bir parçasıdır. Psikoloji insana dair her şeyi önemsemelidir. İnsanın hem yaşam gücü hem de dertleri aynı oranda çeşitlilik gösterebilir. İnsanlar kendilerinin iyi oluşunu geliştirmek ve anlamlı bir hayat yaşamak ister. Sevgi ve şefkat, yaratıcılık ve merak, çalışma ve dayanıklılık, bütünlük ve bilgelik kapasitelerini geliştirmek isterler.

İşte tam da bu nedenlerden dolayı Dr. Seligman 1998’de Amerikan Psikoloji Derneği'nin (APA) başkanı olduğunda, başkanlık girişimlerinden biri ‘Pozitif Psikoloji’ adlı bir alan oluşturmaktı. Pozitif Psikoloji, bireylerin ve toplulukların gelişmesini sağlayan faktörlerin bilimsel çalışma sahasıdır.

Bütün bu bahsettiklerimizin sistemli ve teknikleri olan bir halinden konuşalım şimdi:

PERMA İyi Oluş Teorisi

Positive Emotion, Engagement, Relationships, Meaning, Accomplishment (PERMA)

(Olumlu Duygu, Bağlılık, İlişkiler, Anlam, Başarı)

Seligman’ın geliştirdiği bu teori, “insanı kendini gerçekleştirmeye iten nedir ve insan bunu neden ister?” sorularına cevap arar.

Teori kapsamında, kişinin gelişimini sağlayan beş yapı taşı ve her birini arttıracak teknikler vardır.

Daha iyi bir hayat istiyorsanız ve kalite dünyanızı geliştirmek, davranış repertuarınızı genişletmek istiyorsanız PERMA hakkında verdiğimiz bilgiler işinize yarayabilir.

Olumlu Duygu:

 İyi olma haline giden bu yol, hedoniktir. Yani, kişisel zevklerin karşılandığı durumları yaşama isteğidir. Bir çeşit “keyif arayışına adanmış bir yaşam tarzı” geliştirmektir. 

Kişisel sınırlarımız dâhilinde, 

  • Geçmişle ilgili olumlu duygularımızı ( Örneğin, minnettarlık ve affediciliği),
  • Şimdiki zaman hakkındaki olumlu duygularımızı ( Örneğin, fiziksel zevkleri yaşamak ve farkındalığın tadını çıkarmak)
  • Gelecekle ilgili olumlu duygularımızı ( Örneğin, umut ve iyimserlik).

Arttırabiliriz. 

Not:

 Birçok toplum insanın kendi keyfine göre hareket etmesine yönelik olumsuz bir bakış açısına sahiptir. Çünkü; toplumun geliştirdiği kültür, bireyin kendi başına ve bağımsız hareket eden bir insan olmasını istemeyebilir. Toplumun zihniyeti bireyci/ bireyselci olmaktan ziyade toplumcu bir yapıya sahip olabilir. Bu nedenle zevklerin ön planda olduğu bir yaşam şekli size bencilce gelebilir fakat, aslında bu yaşam stilinin özünde ‘ben’ kavramına verilen değer ön plandadır. Olumlu duygu, “Neden böyle davranıyorsun?” sorusuna verilen “ Ben böyle tercih ediyorum” cevabıdır.

Açıklayacağımız diğer iyi olma yollarından farklı olarak, bu yöntem, bir bireyin ne kadar olumlu duygular yaşayabileceğiyle sınırlıdır. Bildiğiniz üzere, mutluluk çoğunlukla kalıtsaldır ve duygularımız düzensiz dalgalanmalar halindedir.  Bu nedenle pek çok insan, olumlu duyguları tecrübe etme konusunda yaşantı eksikliklerine sahiptir. Yeterli imkanları sağlayan insanlara baktığımızda kendi keyfi dünyalarına göre yaşadıkları daha çok görülmektedir.

 

 

Bağlılık

Kişinin becerilerini, güçlü yönlerini ve dikkatini tam olarak kullandığı bir deneyimler bütünüdür. Kişi bütün bu şartları sağladığında yaptığı şey her ne olursa olsun onun için zaman sanki durmuş gibidir. Saatler geçse bile konsantre olduğu o şeyi yapmaktan keyif alır. O etkinliğe dahil olur, ‘akış’ına kapılır. Ve bu kişinin iyi olma haline oldukça etki eder.

 Mihaly Csikszentmihalyi'ye göre, ‘akış’  o kadar tatmin edicidir ki insanlar bunu kendi çıkarları için değil kendi iyilikleri için yapmaya razı oluyorlar. Yapılan iş sonucunda verilen bir ödül beklentisi yoktur. İşi yapıyor olmak kişinin kendine verdiği bir ödüldür. Akış, kişinin becerileri zorlu bir faaliyet için yeterli olduğunda, net bir hedef doğrultusunda ve hedefe doğru ilerleme konusunda anında geri bildirimlerle birlikte yaşanır. Böyle bir aktivitede, konsantrasyon o anda tamamen yapılan işin üzerindedir, öz farkındalık kaybolur ve geçmişe bakıldığında zaman algısı bozulur. Kişi yemek yemeyi, su içmeyi bile daha sonraki zamanlara öteleyebilir. 

Akış, örneğin iyi bir konuşma yapma, müzik aleti çalma, kitap okuma, yazı yazma, mobilya yapımı, bisiklet tamir etme, bahçe işleri, spor eğitimi veya performans gösterisi gibi çok çeşitli aktivitelerde bu durum deneyimlenebilir. ( Kişinin değer verdiği her ne ise)

 

 

İlişkiler

İyi oluş için oldukça önemlidir. Mutluluğa katkıda bulunan deneyimler, genellikle ilişkilerimiz aracılığıyla güçlendirilir. İletişim insanın insana karşı hem hediyesi hem silahı olma potansiyeline sahiptir.

İyi olma halimizi güçlendirebilecek şeyler: 

  • Büyük sevinçler,
  • kahkahalar,
  • aidiyet duygusu
  • başarıdan duyulan gurur

gibi insani tepkiler olabilir. Tabii bunların olabilmesi için öncelikle sosyalleşebilmek gerekir. Samimi bağların olmadığı yerlerde insanlar böylesine insana yönelik hoş duygulanımlardan yoksun büyür. Başkalarıyla olan bağlarımız yaşamımıza bir amaç ve anlam katar. Başkalarından destek almak ve onlarla bağlantı kurmak, yaşamın darbelerine karşı en iyi panzehirlerden birisidir ve kendinizi rahat hissetmenin güvenilir bir yoludur. Yapılan araştırmalar, başkaları için iyilik yapmanın bireyin iyi oluş halini arttırdığını göstermektedir.

Evrimsel bir bakış açısıyla konuya yaklaşırsak, insanlar olarak sosyal varlıklarız çünkü başkalarıyla bağlantı kurma ve başkalarına yardım etme, toplumsallaşma dürtüsü hayatta kalmamızı destekler. Güçlü ilişkiler geliştirmek, uyum sağlamanın en ilkel yollarındandır. Sevgi, şefkat, nezaket, empati, takım çalışması, işbirliği, fedakarlık kapasitemizi insanlar için kullanmak ve hayata bu yönlerimiz ile dahil olmak iyi oluşumuzu sağlar.

 

 

Anlam

Anlam yaşama amaç katabilmenin belki de en kolay fakat içselleştirmesi bir o kadar zor olabilen yoludur. Kendisinden daha büyük bir şeye ait olmaktan ve hizmet etmekten memnuniyet duyma halidir. Diğer iyi oluş hallerinin yanı sıra daha özgecidir. Daha ben olmaktan uzaktır. Kendini yücelikte kaybetmek ve maneviyatta kendini yeniden bulmaktır. Din, aile, bilim, politika, iş organizasyonları, adalet, topluluklar gibi anlam duygusu sağlayan çeşitli toplumsal biçimleri vardır.

 

 

Başarı

İnsanlar iş, spor, oyun, hobi vb. unsurlar dahil olmak üzere çeşitli alanlarda kendi iyiliği için başarı, yeterlilik, ustalık peşinde koşarlar. Rekabetten beslenen bir yapısı olduğu düşünülebilir fakat insanların başarı boyutunda aradıkları ve memnuniyet duydukları şey: Yaptıkları eylemler sayesinde emeklerinin karşılığını alabilmeleri ve sonucunda hak edilmiş bir zaferin mutluluğunu yaşama isteğidir.

 

 

Bu beş yapı taşının her biri iyi oluşa katkıda bulunur ve bunlar, bir ürün ortaya koymak maksadıyla yapılmaz. Bunlar kişinin kendi mutlu olduğu davranışlardır. Herhangi bir konuda başarı sağlamış insanlara baktığımızda göreceğiz ki o kişi yaptığı ve başarı sağladığı iş her neyse onu yapmaktan mutluluk duyuyordur.

 

Her anı sanki başka bir an gelmeyecekmiş gibi yaşamanız dileğiyle.

Ahmet Emirhan Oğuz