bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Çocuğum Yemek Yemiyor: Beslenme Alışkanlıkları ve Ebeveyn Tutumları

Çocuğum Yemek Yemiyor: Beslenme Alışkanlıkları ve Ebeveyn Tutumları

İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılama güdüsü içsel bir tepidir. Yani; insanlar acıktıklarında yemek, susadıklarında içmek isterler. Olay aslında oldukça basite indirgenebilir. 

Bunlar gibi daha birçok temel ihtiyacın giderilmesi insan için önceliklidir. Yaşamımızda temel ihtiyaçlarımızı karşılayamadan kendimizi gerçekleştirme yolunda ilerleyemeyiz. Aç bir insanın derdi sanat yapmak olamaz örneğin. Dolayısıyla, bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamadan ruhumuzun ihtiyaçlarını da karşılayamayız. 

 

Kendimizde var olan ve bizi ihtiyaçlarımızı karşılamaya yönlendiren hayatta kalma güdülerinin çocuklarımız için de yaşamsal bir değeri olduğunun farkındayız. Bu nedenle, çocuğumuzun yaşam standartları ve sağlığı için endişe duyarız. Onların ihtiyaçlarını olabildiğince karşılamak isteriz. Özellikle beslenmeleri konusunda titiz davranır ve onların iyi olması için elimizden geleni yaparız. Bu normal bir istektir zira tüm dünyadaki anne babalar için çocuklarının iştahsızlığı ya da ‘yeterince’ yemek yememeleri bir kaygı nedeni olabilmektedir. Fakat, bazen çocuklarımızın iyiliğini isterken abartılı davranışlara kapılabiliriz.  Bu nedenle çocuğun yemek ile olan ilişkisi hakkında konuşmadan önce ebeveynlerin bu konudaki bazı tutumlarına değinmek faydalı olacaktır.

 

KİLOLU ÇOCUK YETİŞTİRMEK
 

Bazen, anne/ baba olmanın verdiği korumacı duygulardan olsa gerek, çocuklarımız ‘her şeyi’ yerse ve ‘çok’ yerse daha da iyi gelişim gösterecekler zannederiz. Hatta çocuk az yediğinde veya yemekler konusunda seçici davrandığında sanki hiç büyüyemeyecekmiş gibi düşünür, kaygı ederiz. ‘Çocuğun gelişebilmesi için’ yemek yemeye bile zorlarız çocuğu. Bu düşünce yapısı, özellikle çocuklukta edinilen davranışların yetişkin hayatına etkisi düşünüldüğünde, oldukça zararlı olabilir.

 

Neden?

 

En başta, yapılan bu baskıların çocuğun kişiliği üzerine etkileri bilinmektedir. Bu konu ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor, yazının devamında ayrıca değineceğiz. Öncelikle kilo almayla ilişkili ‘anormal bedensel büyümenin’ yol açabileceklerinden bahsetmek gerekir. Ebeveyn baskıları sonucu yemek yemeye zorlanan ya da zaten beslenmeyi seven çocuğun yağlı bir vücuda sahip olması beklenir. Çünkü bu şartlarda büyüyen çocuğun muhtemel bedensel değişimleri, bedeninin yağ kütlesindeki artışlarla ilişkili olacaktır. 

 

Yapılan araştırmalar, böyle bir beslenme anlayışının olumsuz etkilere yol açacağını ve bununla kalmayıp çocuğun ilerleyen yıllardaki hayatını etkileyebileceğini ortaya koymuştur. Araştırmalara göre, çocukluk çağında obez olanların %60’ı yetişkinlik döneminde de obez oluyor. İhtiyacından fazla yemek yiyen ve vücudunda yağ biriktiren çocukların daha gürbüz göründükleri doğrudur fakat daha sağlıklı bir hayat sürme ihtimalleri düşmektedir.  Bu nedenle öncelik çocuğu beslemek değil çocuğun sağlığını korumak olmalıdır. 

 

Unutulmamalıdır ki çocuklarımız kendilerine göre normal, ebeveynlerine göre az yediklerinde de büyüyeceklerdir. Özellikle çocuğu yemek yemekten haz almayan ebeveynlerimizin algılarındaki gibi çocuklar; küçük, ufak, güçsüz, zayıf kalmayacaklar, güçleneceklerdir. Bu konuda ebeveynlerin iç dünyalarını anlamaya çalıştığımızda, çocuklarının, dış dünyanın tehlikelerini göğüsleyebilecek sağlıklı bireyler olabilmelerini arzuladıklarını görürüz. 

 

 

ÇOCUK- EBEVEYN ÇATIŞMASI

 

Çocuklar beslenme konusunda kendilerine yetebilir bir düzeye geldiklerinde ve anneden bağımsız bir beslenme alışkanlığına sahip olduklarında (sütten kesme)  hayatlarında birçok farklı değişim aynı anda yaşanıyordur. Çevrelerini keşfetmeye başlamışlardır, bilişsel kapasiteleri artırmıştır, daha fazla hareket edebiliyorlardır, çünkü kas- iskelet sistemi gelişim göstermektedir. Daha fazla nesneyi algılıyor, biliyorlardır. Dış dünyaya ait kendi yorumları oluşuyor ve kendi kişilik gelişimleri gittikçe daha özgüvenli bir hale geliyordur. Bu şekilde gelişim gösteren çocuğun sağlıklı bir gelişim sürecinde olduğu söylenebilir. Bu gelişim sürecine deyim yerindeyse çocuğun, bir birey olarak dünyada var olduğunu ispatlarcasına mücadelesi diyebiliriz. Çocuk kendi kararları olduğunu, kendi seçimleri olduğunu göstermek ister. Davranışlarında, başarılarında onaylanmak ve takdir görme arzusu söz konusu olabilmektedir. Yetişkin insanlar gibi olmak, kendini yeterli görmek ister. Belki de bundandır çocuğun hep büyümek istemesi ve belki de bundandır yemek konusunda bile ebeveynlerine karşı gelmesi. 

 

Her çocuğun yemek yemeyi sevmeyebileceğini ve onları zorlamanın süreci zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını bilmemiz gerekir. Çocuklarımız bizler için belki de en değerli varlıklar. Bu nedenle yemek yemeyi istemese bile peşinde tabaklarla koşturur, ağzına birkaç lokma fazla besin girsin diye uğraşırız. Bazen koşuşturmaca yerini bağırmalara, kızmalara bırakır. Çocuk neyle suçlandığının tam olarak farkına varamasa bile ‘ istemiyorum’ dediği şeyin zorla ona kabul ettirildiğini anlamak zorunda kalır. Bu noktada çocuk duygularını ifade edemez. Belki ağlar, susması için kızar ebeveyn. Yemek konusunda olmasa bile belki birçoğumuzun çocukluk anılarında sulu gözlerle, ebeveynlerimizin isteklerini yerine getirdiğimiz anlar vardır. Düşündüğümüzde hatırlıyoruz. Çünkü: İz bırakıyor. Özgüven zedeliyor. İçimizde kalıyor. Çocuk duygularını ifade etmekten alıkonulduğunda tepkilerini kendi içinde yaşamak zorunda kalır. Ve bu tüm yaşam boyu sürebilecek hissiyatlara sürükleyebilir insanı. Örneğin baskılarla sindirilmiş ve ebeveynlerini otorite figürü olarak kabul etmiş çocuk, ifade etmek istediği öfkesini dile getiremediğinde bu öfkeyi kendi içine yönlendirebilir. ‘Ben yetersizim’, ‘ben değersizim’ algılarına kapılabilir. Bilinmelidir ki çocuklar yetişkinlerin yapabildiklerini yapamadıkları için bile, hiçbir müdahale olmaksızın, güçsüz ve aciz hissedebilirler. Bir de üstüne çocuğa kendi ebeveynleri tarafından, güçsüz olduğuna yönelik mesajlar verilirse çocuğun ruh sağlığı olumsuz etkilenebilir. Yaşamış olduğu aşağılık kompleksini telafi edebileceği anlamlı yaşantılardan uzaklaşabilir çocuk. Bu nedenle, ailenin, çocuğun bir birey olduğunu ve kendi kararları olduğunu kabul etmesi çocuk için olumlu etki edebilir. 

 

Normal olan insan davranışları arasında acıktığında besine yönelmek vardır. Normal çocuk acıktığında besine ulaşmak ister. Çocuk o an için beslenmek istemiyorsa ya da seçici davranıyorsa aç olmayabilir ya da hoşuna gitmeyen besinleri yemesi isteniyor olabilir. Çocuk aç değilse zorlamak anlamsızdır. Böylece, hem ebeveyn yorulmayacaktır hem aile içinde çatışma olmayacaktır. En önemlisi, çatışma ortamından dolayı çocuğun kişilik gelişimi sekteye uğramayacak ve ruh sağlığı tehlikeye girmeyecektir.

 

ÇOCUĞUN DİRENCİ VE EBEVEYNE ETKİLERİ

 

Çocuğun sağlıklı olması kilolu alması anlamına gelmemektedir. Bazen aileler kilo almak ile sağlık arasında güçlü bir ilişki olduğuna dair inanç geliştirirler ki bu oldukça yanlıştır. ‘Ne kadar yemek yerse o kadar sağlıklıdır’ ya da ‘yemek yesin ki güçlensin’ şeklindeki kanılarla çocuğu daha fazla yemesi için zorlamak, bu tarz düşüncelere kapılmak çocuk için özgüven zedeleyici bir hale gelebilir ve çocuğun belki de pasif agresif bir tutumla yemek yememeye direnmesini neden olabilir.

 

Çocuk, yemek yemeyerek kendisine dayatılan istekleri kabul etmediğini ortaya koymak istiyor olabilir. Hatta bu durum karşılıklı bir çatışma şeklini alırsa çocuk yemek yemediğinde annesinin ya da bakıcısının yaşadığı gerilimi hissedip anlayabilir. Ve annenin yaşadığı durumu ona karşı kullanabilir. Anne çocuğunu besleyemediği için kendisini yetersiz hisseder. Kendisini diğer annelerle kıyaslar ve  başarısızlığına yönelik inançlar geliştirir. Bunun farkına varan çocuk yemek yememe konusunda daha da direnebilir. 

 

Ebeveynlerin çocukları için en iyisini istiyor olması aslında çocuğa iyi gelmiyor olabilir. Çünkü çocuk için iyi olan şey; baskıcı bir tutum ile zorla, ihtiyacından fazla yemek yemesi değildir. Aksine, sağlıklı bir biçimde, vücudunun ihtiyaçlarının karşılamayı öğrenmesi ve ihtiyaçlarını kendi başına karşılıyor olmanın sorumluluğunu almasıdır. Bu noktada mükemmel anne, baba olmak için çaba sarf eden ebeveynlerin bakış açılarını değiştirmeleri kilit rol oynayacaktır. 

 

Değişimi çocuktan beklemek yanlıştır çünkü çocuk kendi algılarıyla, kendi vücudunun ihtiyaçlarıyla hareket ederek zaten çeşitli isteklerde bulunuyordur. Doyduğunu ve acıktığını söylüyorsa çocuğun söylediklerine güvenmek ve onun özgüven gelişimini desteklemek gerekir ve bu ailenin elindedir. Ebeveynlerin otoriter ve çocukla tartışma çıkarıcı bakış açısından sıyrılması, birçok ailede yaşanan yemek krizlerinin çözülmesini sağlayabilir. Yani çocuk kendi hayatının sorumluluklarını almak istiyorsa ona kızmamak ve eğer aç değilse acıktığı zaman yiyebileceğini söylemek olumlu etkiler yaratabilir. Bu durum, çocuğun gelişim sürecinde ona kızmaktan, bağırmaktan, aşağılamaktan daha iyi olacaktır. Unutmamak gerekir ki değer vermeyi beceremeyen ailelerde yetişen çocuklar kendilerine yönelik ‘ben değersizim’ algıları geliştirebilirler ve bu başlangıçta basit bir sebepten çıkmış gibi görünüp insanın bütün hayatını etkileyebilecek bir mesele haline gelebilir. 

 

Bütün bunlar düşünüldüğünde; çocuğun kendi kararı sonucu yememesi ve acıktığı zamanlarda besinlere yönelmesi eğer çocuk kendi başına günlük kalori ihtiyacını karşılıyorsa daha uygun olabilir.

 

YEMEK KÜLTÜRÜNÜN ETKİLERİ

 

Yemek kültürü geniş bir ilgi alanıdır. Kısaca toplumların, kendi kültürü içerisinde besinlere bakış açılarıdır diyebiliriz. Yemek yemekle alakalı problemli davranışları anlamak için toplum normlarını da bilmek gerekir. Toplumun normaline uygun düşen davranışlara normal dediğimiz için ve her toplumun normali farklılık gösterebildiği için bu konuya değinmek gerekir. Kültürel anlamda toplumun bireye etkisi yoğundur. Türkiye'de, İngiltere'de, Fransa'da, Çin'de, Gana’da, Amerika’da ve daha birçok farklı kültürde besinlere ve öğünlere bakış açısı farklılık gösterebilir. En basitinden kahvaltıyı ele alalım.

 

Örneğin bir Fransız, kahvaltısını bir adet kruvasan ve kahve ile yapabilir. Bu onun için oldukça olağan olabilir. Türk kültüründe kahvaltıya bakış açısı bilindiği üzere farklılık gösterir. Envai çeşit süt ürünü, envai çeşit zeytin gibi kalabalık bir sofra geleneğimiz vardır. ‘Ekmek olmadan nasıl doyacağız’ cümlesini duymayan pek azdır herhalde. Dolayısıyla toplumun yemek kültüründe var olan alışkanlıklar ile çocuğa yaklaşmak pek doğru olmayabilir. Zira kültürel öğeler insanı doğasını açıklamakta yetersiz kalabilmektedir. Peki o zaman çocuğa nasıl yaklaşacağız? Çocuğun doyduğunu nasıl anlayacağız? 

 

 

ÇOCUĞUN DOYDUĞUNU NASIL ANLARIZ

 

Çocukların da tıpkı yetişkinler gibi günlük kalori ihtiyaçları vardır. Kalori ihtiyacı, çeşitli hesaplamalar yoluyla ulaşılabilen bilimsel verilerle elde edilir. Örneğin 1 ile 5 yaş arasındaki çocuğun günlük kalori ihtiyacı 1200 - 1600 kalori arasında değişkenlik gösterir. Hal böyle olunca çocuğun gün içerisinde neler yediği ve çocuğun tükettiği besinlerin çocuğa sağladığı kalori miktarı önemli hale gelmektedir. 

 

Örneğin çocuk gün içerisinde bir tane çikolata yiyorsa çocuğun, günlük kalori ihtiyacının belki de dörtte birini o çikolata karşılıyor demektir. O halde çocuk kahvaltıda ekmek arası çikolata yiyip kalktı diye çocuğa kızmak pek mantıklı olmayabilir. Çünkü ekmek ve çikolata belki de çocuğun günlük ihtiyacının yarısı kadardır. Tüketilen besinlerden kaynaklı olarak çocuğun yeme alışkanlıklarında değişimler söz konusu olabilir. Bu açıdan baktığımızda çocuğun ne kadar sağlıklı beslendiği ile alakalı bir durum da söz konusu oluyor. Çocuğun aç olup olmaması ya da neyi yemek isteyip istemediği abur cuburlardan ve fast- food kültüründen kaynaklı olarak değişim gösterebilir. 

 

Örneğin çocuk, şekerin ne olduğunu ayırt ettiğinde tatlı olan besinlere yöneldiği bir damak zevkine eğilim gösterebilir. Böylelikle sağlıklı besinler, sebzeler çocuk için iç açıcı gelmeyebilir. Ayrıca şekerli besinlerin insülin direncini arttırmasından dolayı çocuk sıklıkla acıkabilir bu da aşırı yağlanmaya, kan şekerinin yükselmesine vs. sebep olabilir.

 

 

PANDEMİ DÖNEMİNİN BESLENMEYE ETKİSİ

 

Yaşadığımız pandemi döneminde hayatımızı etkileyen birçok faktör değişim göstermiştir ve insanlar bu değişime uyum sağlamakla hala uğraşmaktadır. Önceden yetişkinlerin; iş hayatı, günlük koşuşturmaları daha belirgin olarak yaşamları etkiliyordu. Aynı şekilde,  çocukların da okul hayatı varken hayat daha tempolu ve çocuklar için daha enerji doluydu. Hayatımızdaki temponun azalması beslenme açısından riskli şartlar doğurdu. Özellikle stres altında ve belirsizlikle imtihan olduğunda yemek yemeye yönelen insanlar için pandemi dönemi oldukça zorlayıcı geçmiş olabilir.

 

Bu dönemde çocuk dış dünyadan soyutlanmış ve ev içerisinde yaşam enerjisini sarf edemeyeceği bir biçimde tabiri caizse hapsolmuştur. Oyunlarından, akran çevresinden mahrum kalmıştır. Hem sosyal becerilerini geliştirebilmesi açısından hem de yaşamla temas kurabilmesi açısından birçok gelişimsel öneme sahip durumlardan çocuk mahrum kalmıştır. 

 

Eğer çocuğunuz yemek yemiyorsa bu dönemin yaşattığı yaşantı eksikliğinden kaynaklı bir beslenme alışkanlığı edinmiş olabilir. Sonuç itibariyle daha az enerji harcayan çocuk daha normal yaşamında tükettiğine görece daha az besin tüketebilir.  Burada önemli olan çocuğun acıktığında acıktığının farkına varması ve bunu ebeveynlerine söyleyebilmesidir. Bunu yapabilen çocuk, ihtiyaçlarının farkındadır, kendinin farkındadır. Bu nedenlerden dolayı da sağlıklı olduğu söylenebilir. Böyle bir dönemde çocuğa yemek yemesi için baskı oluşturmanın anlamı yoktur. Çocuk, acıktığında acıktığını ifade ediyorsa ve ihtiyaçları gideriliyorsa problemli bir durumun söz konusu olduğunu söylemek pek mümkün değildir. 

 

DİĞER DURUMLAR

 

Ekran Kullanımı ( TV, tablet, telefon…)

Özellikle küçük çocuklar ekrana fazla maruz kaldıklarında yeme esnasında ekranla bir arada olmak isteyebiliyorlar. Dolayısıyla çocukların teknolojik cihazlarla olan ilişkisinden dolayı dikkatini sağlayamama, odağını yemek yemeye ayıramama gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Çocuk odağını kaçırmak istemediği için hızlıca yemeğini yiyip ardından ekrana bakmaya devam ediyorsa yemek sırasında çocuğun ekrandan uzaklaşması gerekebilir. Çünkü bu durum yaşadığı anın farkında olan bir insan davranışı değildir. Bu açıdan çocuk ve ekran kullanımı arasında kısıtlayıcı olmak gerekebilir. 

 

Otoriteyle Mücadele

Çocuklar özellikle tuvalet eğitimi dönemlerinden itibaren özerk olma isteği ve ebeveynden bağımsız hareket edip girişimlerde bulunma isteğiyle hareket edebilmektedirler. Kendi başlarına yetebilmek, davranabilmek isterler. Yemek yeme konusunda da bağımsızlıklarını sergilemek isteyebilir ve bu nedenle bir otorite figürü olarak gördükleri ebeveynleriyle çatışma yaşayabilirler. Bu çatışmaların yaşanması ailede yemek esnasında çocuğa kızmalara, çocuğu cezalandırmalara kadar varabilir ve gittikçe bu çatışma derinleşir. Çocuk için bu çatışma ortamı giderek daha anlamlı bir hale dönüşmeye başlayabilir. Bu nedenden dolayı otoriteye itaat etmek istemeyebilir. 

 

Bu ortamın oluşmaması için; 

ailenin çocuk için bir otorite figürü olma çabasındansa daha demokratik, daha çocuğun ihtiyaçlarını anlayışla karşılayan bir tutuma sahip olması gerekir. Bu durum, çocuğun ruh sağlığını olumlu etkileyecektir. Çocuk belki de otoriteye bir başkaldırı olarak sürdürdüğü yemek yememe ya da yemeği az yeme davranışını ortadan kaldıracak ya da azaltacaktır.

 

 

Yemek Yeme Alışkanlığını Etkileyebilen Bazı Nörolojik ve Psikolojik Durumlar 

 

Çocukluk Çağı Depresyonu 

 

Çocuğunuz depresyonda olabilir. Depresyonun ne olduğunu bilirsek çocuğun yaşadığı durumların da depresyonla ilişkili olup olmadığını anlayabiliriz. Depresyon, kişinin dış dünyasının gerçeklikleri ile mücadele edemeyeceği bir ruhsal yapıya sahip olduğu dönemdir. Bu dönemde kişi kendisine stres oluşturan durumlardan arınamaz. Kendisini yalnız ve çaresiz hisseder, kişinin savunma mekanizmaları işlevsiz hale gelmiş olabilir. Bu dönemde kişi kendisini yaşama dair onu hayata bağlayacak değerlerden uzaklaştırabilir. 

 

Çocuğun yaşadığı depresyonda öncesinde geçirmiş olduğu travmatik yaşantı/lar etkili olabilir. Çocuğun sevgi ihtiyacı karşılanmamışsa, ebeveynleri tarafından sağlanması gerekli temel güven çocukta küçük yaşlardan itibaren oluşmamışsa; çocuk, kendisini güvende hissetmeyebilir ve bu da onda stres oluşturur. Yaşadığı bu stresli durumlar iştahsızlığa sebep olabilir. Hoşlandığı şeyleri artık yapmamaya başlayabilir. Bu nedenden dolayı çocuk, sürekli biçimde gaz problemleri yaşıyor olabilir. Aynı zamanda ağırlığının daha altında bir kiloya sahip olabilir. 

 

Çocuk dış dünyayı yetişkinler gibi algılamaz. Dış dünya onun için yetişkinlerin algıladığı biçimiyle değil daha ben merkezlidir. Çocuk, kendi fark ettiğinin herkes tarafından fark edildiğini, kendi düşündüğü doğruların herkes tarafından kabul edilir olduğunu düşünebilir. Çünkü çocuğun sosyal yaşantı tecrübeleri henüz bu ‘ben merkezli’ düşüncelerden uzaklaşmasını sağlayacak kadar güçlü değildir. Çocuk sürekli huzursuzluk yaşıyorsa, sürekli ağlıyor görünüyorsa; sosyal ortamlardan kaçınıyor, yalnız kalmaktan korkuyorsa, okula gitmek istemiyorsa depresyonda olabilir. Bu davranışların görülmesi depresyonda olduğu anlamına gelmez. Uzman görüşü ve incelemesi alınmadan tanı koyulmamalıdır. Depresyon yaşamın her döneminde görülebilir buna bebeklik de dahil. 

 

 

Karşıt Olma- Karşı Gelme Bozukluğu

 

Bu durumu yaşayan çocuklar, ailenin isteklerine ve toplumun normlarına uymamak için çaba harcarlar. Bakış açılarında sürekli bir karamsar, negatif hava hâkimdir. Bu durumu yaşayan çocuklar, sergiledikleri uyumsuz davranışlar ile çevrelerini sıklıkla rahatsız ederler. Bu nedenle bu bozukluğu olan çocuk, yemek yeme konusunda da sıklıkla ebeveynlerini yorarak ve mızmızlanarak yemek yemeyi zorlaştırabilir. 

Çocukların duygularını ifade etmelerini sağlamak bu konuda çocuklar için yapılabilecek olumlu davranışlardan birisidir. Çocuk dinlenildiğini fark ettiğinde ve anlaşıldığını gördüğünde daha uyumlu davranışlara yönelim gösterebilir.

 

 

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu  (DEHB)

 

Adından da anlaşıldığı üzere dikkat eksikliği olan çocuklar için odaklanarak bir davranışta bulunmak oldukça zordur. Çocuklar sürekli hareket halinde olmak isterler, oldukça dürtüseldirler. Bu durumu yaşayan çocuklar sabit durarak ve oturarak işlerini yapmaktan çabuk sıkılırlar. 

Bazı çocuklarda arada bir görülen dikkat eksikliği ile ya da unutkanlıkla ya da odaklanamamakla DEHB karıştırılmamalıdır. 

 

DEHB kalıtsaldır dolayısıyla genetik yatkınlık ile ilişkilidir. Bu durumu yaşayan çocukları olan ailelerde bazen çocuğun sürekli peşinde olmak ve aralıksız olarak çocuğu riskli durumlardan korumak söz konusu olabilir bu da ailenin oldukça korumacı bir yapıya sahip olmasına neden olabilir. Çocuk içinde bulunduğu durumundan dolayı endişeli ve üzgün olabilir. Özellikle neden öyle davrandığına yönelik sorular soran bilinçsiz ebeveynler çocuğun yaşam kalitesini azaltabilir. Çocuğun yeme düzeninde sıklıkla masaya oturmama, yemeğini ayakta yeme, sanki acelesi varmış gibi davranarak bütün yemesi gereken besinleri ağzına sıkıştırma ve meşgul olduğu işlere yönelme söz konusu olabilir.

 

NOT:

Bütün bu anormal durumlar hakkında bilinçlenmek isteyen aileler uzman yardımı alabilirler. Ruh sağlığı hizmeti sunan uzman birimlerimizden faydalanabilirler.

 

Meraklısına Kitap Önerisi: 

Çocuğum Yemek Yemiyor- Carlos Gonzales